Bilinmesi Gereken Ne Varsa…
Talha Dereci'nin Seçtikleri…

Hepiniz Yılmaz Özdil’siniz!

Eylül 12th 2009 Basın & Medya

Hürriyet Gazetesi

Bu konunun, Aydın Doğan’a kesilen 3.8 bilmem kaç katrilyon lira vergi cezasıyla ilgisi yok… Dolayısıyla, yazının sonunda “müstahakmış” türünden nidalar duymak istemiyorum.

Kaldı ki, kaç paralık vergi kaçırmış olabilir ki, bu büyüklükte bir cezayla karşılaştı?

Bu işlerin uzmanı değilim, teknik bir yorumda bulunamam.

Şu kadarını söyleyebilirim:

Büyük bir para bu… Öde öde bitmez.

Asıl konuya girmeden önce, bir de gözlemimi aktarayım:

Hiç seveni yokmuş Aydın Doğan’ın; başına gelen “vergi cezası” felaketinden sonra kiminle karşılaşsam “Az bile” diyor… “Bugüne kadar adamlarının yaptığı pisliğe saysın.”

Hiç seveni olmamak, sürekli nefretin odağında yaşamak nasıl bir duygudur, bilmiyorum. Ben asla “az bile” demem… Böyle bir cezayı onaylamam… Kendileri vaktiyle, “Çamur yapalım… Korkmaz Yiğit’in 1 milyon dolarının üzerine yatalım” demiş olsa da, onaylamam. Canımı yakmış olsalar da onaylamam.

Medyada, beğenmesek de, “farklı seslerin” gerekliliğine inanırım. Böyle inandığım için de, bu grubun yaşamasını isterim.

Peki, bu grup farklı seslere tahammüllü müdür?

Daha doğrusu, tahammüllü müydü?

Hiç sanmıyorum.

Konumuz da, karşılaştıkları büyük vergi cezasından sonra kendilerini bedavadan “özgürlükçü” makamına oturtan gazeteci ve yazar arkadaşlarımız.

İki gündür nasıl feveran halindeler, görüyorsunuz.

Birdenbire nasıl “özgürlükçü” kesildiler.

Birdenbire nasıl yüksek empatiyle donandılar.

Bu grubun bir gazetesi var. Adı Hürriyet.

Doğrusunu söylemek gerekirse, ülkenin en “etkin”, en bilinir, hatta en büyük medya markası. Bu gazetenin başında da, son zamanlarda “Yaşasın Ayşe Arman gazeteciliği, yaşasın sit-kom medyası” gibilerden laflar eden Ertuğrul Özkök isimli bir şahıs var.

Bu şahıs, bir zamanlar “biat medyası” diye bir kavram atmıştı ortaya.

Kendi mahallesine ait saymadığı (ait saymadığı ve ötekileştirdiği) yayın organlarını

“biat medyası” olarak tanımlıyordu. Kendi mahallesine ait saydığı yayın organlarını da “eleştiri kültürüyle büyümüş hür medya” olarak değerlendiriyordu.

İddiasını somutlamak için de, “Başbakan bizden biat etmemizi istiyor ama biz bağımsız bir medya grubuyuz” türünden laflar ediyordu.

Eleştiri kültürüyle büyümüşler ama darbecilere biat edebiliyorlar.

Eleştiri kültürüyle büyümüşler ama ellerine tutuşturulan her metni, her karargâh çıktısını, her andıçı sormadan, soruşturmadan, doğruluğunu test etmeden yayınlayabiliyorlar…

Eleştiri kültürüyle büyümüşler ama “Ergenekon” örgütüne mazeret üretmekten geri durmuyorlar.

Eleştiri kültürüyle büyümüşler ama grup çıkarları için her türlü asparagasa yeltenebiliyorlar.

Eleştiri kültürüyle büyümüşler ama gaze

telerinde bir tek farklı ses, bir tek aykırı görüş barındırmıyorlar.

Benim bildiğim, eleştiri kültürüyle büyümemiş “biat medyası”nda, her eğilimden gazeteci ve yazar çalışıyor.

İslamcısı, liberali, komünisti, ulusalcısı, Kemalist’i, başörtülüsü, başörtüsüzü…

Her düşünceden, her ideolojik eğilimden insan…

Ertuğrul Özkök bize, eleştiri kültürüyle büyümüş gazetesinde farklı düşünen kaç yazar istihdam ettiğini açıklasın.

Hiçbir ağırlığı, hiçbir özelliği, sağa sola küfretmek dışında hiçbir numarası bulunmayan “toplama Yılmaz Özdil”lerle büyük gazete olunmuyor maalesef.

En okumuşları şair Özdemir İnce’dir… O da birkaç hafta önceki bir yazısında “İslamcı ajanlar yüzme havuzlarına zehir atabilir, laikler dikkat” diye tatlı tatlı saçmalıyordu.

Bir de sizi ciddiye almamızı mı bekliyorsunuz?

Ahmet Kekeç
12 Eylül 2009 STAR




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Bir Türk Olarak Kürtlere Soruyorum

Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ”Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?” Kürtlerin, Türkiye’ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur ? Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır ?

Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve kendilerine verilmiş en büyük hak olan ”BU GÜZEL ÜLKENİN, TÜRKİYE’NİN VATANDAŞI OLMAK HAKKINI” bir kenara iterek, etnik köken üzerinden ırkçılık [...]

Bir Türk Olarak Kürtlere SoruyorumÖnceki Yazılar

Bu İş Nereye Gidiyor ? – Yıldıray Oğur

Bizi bu gündem kuyusunun içinde bırakıp giden Gökhan Özgün, Mürekkebin Sonu başlığını attığı ve son olmadığını ümit ettiğimiz yazısında şöyle demişti: Köşe yazarlığı, yazarlıktan önce bir performans sanatı. Ama sanırım bunu biraz geç anladım. Mürekkebimi, yani ciğerimi idareli kullanmayı beceremedim.

Oturup köşe yazarlığı üzerine ahkâm kesmek istemem. Bunun kendisinin de, az sonra eleştireceğim “Kendi hayatını kamusal [...]

Bu İş Nereye Gidiyor ? – Yıldıray OğurSonraki Yazılar

Sosyal Ağlar
TD FacebookTD MyspaceTD FlickrTD TwitterTD Friendfeed
Haber Hattı