Bilinmesi Gereken Ne Varsa…
Talha Dereci'nin Seçtikleri…

Bu İş Nereye Gidiyor ? – Yıldıray Oğur

Eylül 23rd 2009 Basın & Medya

Bizi bu gündem kuyusunun içinde bırakıp giden Gökhan Özgün, Mürekkebin Sonu başlığını attığı ve son olmadığını ümit ettiğimiz yazısında şöyle demişti: Köşe yazarlığı, yazarlıktan önce bir performans sanatı. Ama sanırım bunu biraz geç anladım. Mürekkebimi, yani ciğerimi idareli kullanmayı beceremedim.

Oturup köşe yazarlığı üzerine ahkâm kesmek istemem. Bunun kendisinin de, az sonra eleştireceğim “Kendi hayatını kamusal tartışmaya açmış köşe yazarlığına” bir örnek olmasından korkarım.

Tam da Gökhan Özgün’ün dediği gibi. Köşe yazarları artık yazı yazmıyor, performans sergiliyor, yorum yapmıyor, duruş ortaya koyuyor, eleştiri getirmiyor, çakıyor.

Köşe yazarları artık yazılarıyla, izlenimleriyle, atlatma haberleriyle ve zihin açan yorumlarıyla değil, performanslarıyla, varlıklarıyla ve duruşlarıyla varlar.

***

Bir zamanlar çok jenerik bir manken, şarkıcı, aktris açıklamasıydı: Özel hayatımla değil sanatımla gündeme gelmek istiyorum. Galiba bir süre sonra köşe yazarları da böyle açıklamalar yapmak zorunda kalacaklar: Özel hayatımla değil, yazılarımla gündeme gelmek istiyorum.

Eskiden televole yıldızlarımız vardı. Şimdi medya yıldızlarımız var. Eskiden Hande Atazi’nin aşk hayatı haberdi. Şimdi Can Dündar’ın. Eskiden Hülya Avşar ile Gülben Ergen’in belden aşağıya vurdukları tartışmaları modaydı. Şimdi Sevilay Yükselir ile Tuğçe Tatari’nin. Prestij ailesi dayanışması yerini Soner Yalçın ve arkadaşları dayanışmasına bıraktı. Alaylı-mektepli sanatçı mücadelesi yerini, tepeden inmiş-muhabirlikten gelmiş köşe yazarı didişmesine. Eskiden gazino döneminden kalma yaşlı kadın şarkıcılar arada bir çıkıp kıskançlıkla “Bütün assolistler gazino patronlarının yatağından geçti” türü açıklamalar yapardı. Şimdi köşe yazarları aynı yakışıksız açıklamaları yapıyor. Televole programlarının yerini internetteki bazı medya siteleri aldı. Eskiden sanatçıların televoleye çıkmak için gösterdiği çabayı, şimdi köşe yazarları o medya sitelerinde yer almak için gösteriyor.

Sadece bu kadar mı? Keşke olay sadece 90’ların klişe “kalitesizleşen” sanat dünyası, “ama bu arz talep meselesi, eğitim şart” replikleriyle açıklanabilse.

Sorun daha politik.

***

Köşe yazarları artık sadece siyasi ve sosyal gündemi yorumlayan gözlemciler değil. Köşe yazarları artık o siyasal ve sosyal gündemi belirleyen aktörler de. Eskiden sivil toplum örgütü liderleri, sendikacılar, siyasi parti temsilcileri vardı. Bir olay olduğunda onların ne dediğine bakılırdı. Artık liberal, solcu, Kemalist, CHP’li, AKP’li, Başbakan’a yakın, Ordu’ya yakın köşe yazarları var. Onlar çeşitli olaylarla ilgili artık yazı bile yazmıyor, bir duruş ortaya koyuyorlar.

Mesela “AKP’ye yakın yazarlar” Doğan grubuna destek yazısı yazıyor, “Kemalist yazarlar” Kürt açılımını destekliyor. “Solcu yazar, başörtüsüne özgürlük diyor”. Türkan Saylan’ın evinin aranmasına liberal yazar, yeraltından çıkan bombalara Kemalist yazar “bile isyan ediyor.” Ve bu duruşlar hem gündemi hem de o konularla ilgili tartışmaları belirleyebiliyor.

Artık yazıda ne söylendiğinin bir önemi kalmıyor. Gündem akıyor. Köşe yazarlarından bu gündemle ilgili pozisyon almaları bekleniyor. Onlar da arada bir “Ergenekon’a da Deniz Feneri’ne de karşıyım”, “Başörtüsü yasağına karşıyım ama mahalle baskısından korkuyorum”, “Başbakan bizden Kürt açılımı konusunda destek istiyorsa, paketin içeriğini açıklamalı” gibi ancak bir siyasi aktörden beklenen açıklamalar yapıyor, beyanatlar veriyor köşelerinde.

Bunu yeniden Başbakan’ın gazete genel yayın yönetmenlerine verdiği iftarda hissetim. İftarda Başbakan’ın Ertuğrul Özkök’e iki kez laf atıp, onunla sohbet açmaya çalışmasının Deniz Baykal’a mektup yazmasından bir farkı olmadığının farkında orada vardım. Çünkü Başbakan biliyor ki Ertuğrul Özkök’ün Kürt açılımına verdiği destek Deniz Baykal’ınkinden daha kritik.

Yani artık bu iş nereye gidiyor sorusunun sorulmasının zamanı geldi. Tanrı yazarlar geri gelmesin. Sıkıcı ve ciddi yazılar mezarlarından kalkmasın. Ama biri de bu köşelerinden taşan yazarlığı durdursun. Mürekkebi bittikçe kalemini kendine batıran yazarlar bir gün kendilerini de tüketecek. Duyurulur.

Yıldıray Oğur
22.09.2009 TARAF




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Hepiniz Yılmaz Özdil’siniz!

Bu konunun, Aydın Doğan’a kesilen 3.8 bilmem kaç katrilyon lira vergi cezasıyla ilgisi yok… Dolayısıyla, yazının sonunda “müstahakmış” türünden nidalar duymak istemiyorum.

Kaldı ki, kaç paralık vergi kaçırmış olabilir ki, bu büyüklükte bir cezayla karşılaştı?

Bu işlerin uzmanı değilim, teknik bir yorumda bulunamam.

Şu kadarını söyleyebilirim:

Büyük bir para bu… Öde öde bitmez.

Asıl konuya girmeden önce, bir de [...]

Hepiniz Yılmaz Özdil’siniz!Önceki Yazılar

Öğretmenler Günü 12 Eylül’ün Ürünüdür!

12 Eylül askerî darbesinin yapıldığı dönemde askerî yönetimin başında bulunan Kenan Evren, Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, 24 Kasım’ın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır. Atatürk bile 24 Kasım’ı ‘Muallimler Günü’ olarak ilan etmemişken, 12 Eylül darbecileri bugünü ‘Öğretmenler Günü’ olarak kutlamayı zorunlu hale getirmişlerdir. O dönemde bir taraftan 24 Kasım’ın [...]

Öğretmenler Günü 12 Eylül’ün Ürünüdür!Sonraki Yazılar

Sosyal Ağlar
TD FacebookTD MyspaceTD FlickrTD TwitterTD Friendfeed
Haber Hattı